29 Şubat 2016 Pazartesi

SAĞLIK HABERCİLİĞİ BİR UZMANLIK ALANIDIR

Hayatımızdaki en değerli şey sağlığımız. Sağlıklı yaşamak içinde doğru ve güvenli bilgi kaynakları arıyoruz.  Dikkatimizi çeken ilk şey ise sağlık haberleri oluyor.  İnsanlar sağlıklı yaşamak isterken yanlış haberler yüzünden sağlığından olabiliyor. 

Gazeteciler dünyasında ise sağlık haberciliğine nasıl bakıldığı bilinmiyor. Haberler, okuyucu kitle düşünülerek hazırlanıyor. Sağlık haberlerinin kanıta dayalı, etik ve objektif iletilmesinin ne derece önemli olduğu, yanlış haberleri yayınlandıkça daha net anlaşılıyor. İnsanların sağlık haberlerine karşı güvensizlikleri olmasına rağmen, gazete ya da televizyonda konuşan herkesi o alandaki otorite kabul ediyor. Bu nedenle de yalan yanlış bilgilerin aktarılması sonucu, bilinç seviyesi gittikçe düşüyor.

Kaynak ve Bilgi Sorgulanmadan Haber Hazırlanıyor
Sağlık konusunda halka reklam haberciliği sunulmamalı. Alanında uzman olmayan, gazeteciliğe yeni başlamış kişiler sağlık muhabiri yapılıyor. Durum böyle olunca da, bilgiden çok magazinsel içerik veriliyor. Haberlerde içerik yetersiz kalıyor. Etik kurallara önem verilmiyor. Kaynak ve bilgi sorgulanmadan haber hazırlanıyor.

Genelde Forum Sayfalarında Katılımcıların Yazdıklarına Göre Hareket Ediliyor
Geleneksel medyanın dışında yeni medyada da durum çok farklı değil. İnternette doğru ve güvenilir kaynak sıkıntısı yaşanıyor. Genelde forum sayfalarında katılımcıların yazdıklarına göre hareket ediliyor. Yanlış ya da eksik haberler insan hayatını tehlikeye sokabiliyor, iyileşmeyecek ruhsal yaraların ya da korkuların oluşmasına neden olabiliyor.

Peki Çözüm Ne?
Sağlık haberciliğinde kuralların belirlenmesi gerekiyor. Sağlık muhabiri haber tarzı ve çizgisini oluşturmalı. Böylece haber kaynakları etik dışı tutum izleyemez. Bilimsel araştırmalarla ilgili haber yaparken nelere dikkat edileceği bilinmeli.  Haberinde yer vermese bile mutlaka bir çalışmadan söz ediliyorsa kaynaklarını istemeli. Yenilikten söz ediyorsa, araştırmalı ve belgeleri istemelidir. Ayrıca ilk ve tek gibi içerikler her daim ilgi çekeceği için bu tip ifadeleri kullanmadan önce kanıtlara da haberde yer verilmelidir. Farklı görüşlere aynı haberde yer vererek objektif çizgisini korumalıdır. 

Mesleğe Yeni Başlayanların, Acemilik Günlerini Geçirdiği Dönem Olmamalı
Bu alan, mesleğe yeni başlayanların, acemilik günlerinde haber yazmayı öğrenmesi için staj günlerinin dalı gibi görülüyor. Etik kuralların oluşması için, öncelikle sağlık haberciliğinin bir uzmanlık alanı olduğu kabul edilmeli. Kurallarının net şekilde belirlenerek, bu alanda çalışanlara yol gösterecek rehberler oluşturmak gerekiyor. Sonrasında da uzmanlık alanının getirdiği kuralların yerine getirilmeli ve gazetecilerin belli aralıklarla çalıştaylar düzenlenerek daha da bilinçlendirilmesi gerekiyor. Sağlıklı bir nesil için sağlıklı “sağlık haberleri” yapılması dileğiyle… 


28 Şubat 2016 Pazar

TIPTA SANAL GERÇEKLİK GELİYOR

Sağlık alanında yapılan çalışmaları yıllardır yakından takip ediyorum. Hastaneleri gezmeyi kaç kişi sever bilmiyorum. Haber yaparken hastane gezmeyi çok seviyorum. Nerelerde, nasıl uygulamalar var merak ediyorum. Karşılaştırmalar yapıyorum. Bu süreçte eğitim sistemleri hakkında da bilgi almak hem haberlerime yansıyor hem de farklı bakış açılarını öğrenmiş oluyorum. Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Başkanı Enver Yücel ile tıp eğitiminde hedeflenen yenilikler hakkında konuştuk. 

Kişiselleştirilmiş sağlık hizmetleri gibi eğitimde de kişiye özel eğitim modeli ile her öğrencinin özelliklerine uygun eğitim verileceğini dile getiren Yücel, kişiselleştirilmiş eğitim sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Yücel, "Fabrikasyon eğitim modeli artık bitti. Bunu yapabilmek için teknolojiyi kullanmak gerekiyor. Bir öğrenciyi akademik olarak ölçmek istiyorsanız, onu test edebiliyorsunuz. Ona bir sınav veriyorsunuz. Sınavın sonuçlarını alıyorsunuz. Yanlışları neden yaptığını görebiliyorsunuz. Yanlışlar üzerine yoğunlaşabiliyorsunuz" dedi.

Tıpta Sanal Gerçeklik ile Eğitimi
Son dönemlerde simülasyon sistemi tıp fakültesi öğrencilerinden uzmanlık eğitimi ve sonrasına uzanan süreçte ilgi çekerken, yeni dönemin ilgi odağı daha farklı bir teknoloji olacak.  Yücel , sanal eğitim sistemi olan ve bireye videonun içindeymiş hissi vererek olayı yaşatan Virtual Reality(VR) teknolojisinin uygulanacağını söyledi. "Teknolojiden yoksun bir kesim yetiştiremeyiz bu mümkün değil" diyen Yücel, “VR ile dünya altüst olacak. Okullar, üniversiteler çok farklı boyuta gelecek. Biz bunları görmemezlikten gelirsek yarına hitap edemeyiz” dedi.

“Tıp fakültesinde En İyiyi Hedefliyoruz”
Yücel, sözlerine şöyle devam etti: “Üniversitemizin en önemli özelliği uluslararası oluşudur. Dünyanın hiçbir yerinde de öyle değil. Öğrencilerimizi birinci sınıftan itibaren dünyanın farklı ülkelerindeki kampüslere götürüyoruz. Laboratuvarlarda yazın staj yapıyorlar. Öğrencilerimiz sadece bizim bünyemizde değil, dünyanın her yerinde alanlarında en iyi üniversite ve laboratuvarlara gönderiyoruz.”

26 Şubat 2016 Cuma

HEKIMLER VE HASTALAR GIYILEBILIR SAĞLIK TEKNOLOJILERINE NASIL BAKIYOR?

Teknoloji hayatımızın her alanında olmaya devam ediyor. Kullandığımız cihazların ötesinde artık giyilebilir teknolojilerden söz ediliyor. Akıllı saat, bileklik, gözlük gibi vücuda takılabilen, giyilebilen, kıyafet veya aksesuarlar gittikçe vazgeçilmezlerin arasında yerini alıyor. Sağlık alanında bu yeni dönem sağlık profesyonellerinin işlerine kolaylık sağlıyor.

Giyilebilir teknoloji cihazlarından gelen kullanıcının kalp atış hızı, yaktığı kalori, kan basıncı, vücut ısısı, kandaki şeker miktarı, uyku düzeni, kandaki oksijen miktarı gibi tüm sağlık bilgileri tek bir merkezde toplanabiliyor.

Hastaların ilaç takibinden, toplanan sağlık verilerinin hekime iletilmesine uzanan bilgi aktarımında özellikle kronik hastalar için 7 gün 24 saat uzaktan takip ve kayıt imkanı oluyor. Uzaktan takip sayesinde hekimler erken müdahalede bulunma fırsatını elde edebiliyorlar. 

Peki Yeniliklere İlk Tepki Nasıl Olur?
İnsanlar yeniliklere karşı genelde direnç oluşturabiliyorlar. Bu yeniliğin çevrelerinde ilk deneyimleyenlerin yorumları, kişisel değerleri ve ihtiyaçları belirlerken, hayatlarını nasıl kolaylaştıracağı iyi anlatılması ise kesinlikle çok etkili oluyor. 

Günümüz dünyasında yaşlı nüfusun ve kronik hastalıkların hızla artması ile birlikte giyilebilir teknolojiler sağlık alanında oldukça popüler hale geliyor.  2014 – 2019 yılları arası Görsel Ağ Endeksi Global Mobil Veri Trafik Tahmini Raporu‘nu açıklayan Cisco, 2019 yılı itibari ile dünyadaki giyilebilir cihaz sayısının 5 kat artarak 109 milyondan 578 milyona çıkacağını öngörmekte. Juniper Research şirketinin araştırma sonuçlarına göre ise 2019 yılına kadar bu cihazların satış gelirleri 53.2 milyar Dolar olması beklenmekte. 

Türkiye’de Son Kullanıcıların ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları
İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde Üretim Yönetimi ve Pazarlama Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süphan Nasır ve Araş. Gör. Yiğit Yurder tarafından “Türkiye’de Son Kullanıcıların ve Hekimlerin Giyilebilir Sağlık Teknolojileri ile İlgili Algıları” üzerine bir araştırma yapıldı. Bu araştırmada, hem son kullanıcıların hem de hekimlerin giyilebilir sağlık teknolojileri ile birlikte kullanılan mobil sağlık uygulamalarını benimsemesini etkileyebilecek faktörleri Teknoloji Kabul Modeli (TAM) ile açıklanmaya çalışılmakta. 

414 Hekim ile Yapılan Araştırma
373 son kullanıcı ve 414 hekim ile yapılan bu araştırmanın en önemli farklılığı TAM modeli genişletilerek yeniliğin benimsenmesi sürecini açıklayıcı olarak iki değişkenin eklenmiş olması: algılanan risk ve uyumluluk. Bunun yanı sıra karşılaştırmalı bir araştırma olması hem hekim hem de son kullanıcıların algılarındaki farklılıkların incelenmesi de bu araştırmanın en dikkat çekici yanı.  Araştırmaya katılan son kullanıcıların yaklaşık yüzde 70’i 25-45 yaş aralığında ve yarıdan fazlası kadın. Araştırmaya katılan son kullanıcıların yüzde 44’ünün akıllı mobil telefonlarında sağlık uygulaması yüklü ve yüzde 20’sinin kronik hastalığı var. 

Giyilebilir Sağlık Teknolojilerine Son Kullanıcılar Nasıl Bakıyor?
Son kullanıcılar giyilebilir sağlık teknolojilerinin günlük sağlık kontrollerinin ve ilaç kullanımının zamanında yapılmasına imkan vereceğine, bu uygulamaların faydalı olacağına, yaşamlarında kolaylık sağlayacağına inanıyorlar. Fiziksel aktiviteler esnasında sağlık verilerini takip ederek bilinçli ve sağlıklı spor yapmaya yardımcı olacağını düşünüyor. Sağlık verilerinde bir değişiklik olduğunu da erken uyarı sağlayarak hayat kurtarabileceği görüşlerine güçlü bir şekilde katılıyorlar. 

Tedirgin Eden Yönleri Neler? 
Son kullanıcıların risk seviyesi çok yüksek olmamakla beraber sağlık uygulamaları aracılığı ile toplanan sağlık bilgilerinin üçüncü kişilerle paylaşılabileceğinden, özel bilgilerin gizliliğinin korunamayacağından ve toplanan sağlık bilgilerinin kullanıcının izni olmadan kullanılabileceğinden en çok endişe ediyor.  Öte yandan bu yeni teknolojileri gelecekte çoğu kişi tarafından kullanılacağına, bu teknolojiler ile ilgili neler yapılabileceğini görmek için denemek istediklerini ve gelecekte kullanabileceklerini ifade ediyorlar. 

Giyilebilir Teknolojiler Hekimlere Neler Getirecek?
Araştırmaya katılan 417 hekimin giyilebilir sağlık teknolojilerinin günlük sağlık kontrollerinin ve ilaç kullanımının zamanında yapılmasına imkan sağlayacağını düşünüyor. Fiziksel aktiviteler esnasında sağlık verilerini takip ederek bilinçli ve sağlıklı spor yapmaya yardımcı olacağını söylüyor. Bu teknolojilerin genel olarak faydalı olacağı ve kolaylık sağlayacağı ve sağlık verilerinde bir değişiklik olduğunu da erken uyarı sağlayarak hayat kurtaracağına katılıyor. 

Hekimlerin de son kullanıcılar gibi giyilebilir sağlık teknolojileri ile ilgili güvenlik ve gizlilik risk algısı yüksek.  Gelecekte çoğu kişi tarafından kullanılacağına, bu teknolojiler ile ilgili neler yapılabileceğini görmek için denemek istediklerini ve gelecekte kullanabileceklerini belirtiyor.

Son kullanıcıların ve hekimlerin giyilebilir sağlık teknolojileri ile ilgili kullanışlılık ve risk algıları ile birlikte giyilebilir sağlık teknolojilerini kullanma ve satın alma niyetleri karşılaştırıldığında ise şöyle:
  • Hekimlerin güvenlik ve gizlilik risk algıları son kullanıcılara kıyasla daha fazla.
  • Hekimlerin psikolojik risk algısı da son kullanıcılara kıyasla daha yoğun evham ve gerginlik yaratacağına daha çok katılıyor.
  • Hekimler son kullanıcılara kıyasla bu teknolojilerin doğru bir şekilde çalışacağından ve elde edilecek sağlık verilerin güvenilirliği konusunda daha fazla şüphe ediyor. 
  • Son kullanıcılar hekimlere kıyasla bu teknolojilerin vücutta sürekli olarak taşımanın sağlık açısından daha çok riskli ve tehlikeli olduğunu düşünüyor. 
  • Kullanıcıların hekimlere kıyasla bu teknolojileri kullanma ve satın alma niyetleri daha fazla.
  • Kullanıcılar hekimlere kıyasla giyilebilir sağlık teknoloji ve uygulamalarının faydalı olacağına, bu teknolojilerinin tıbbi verileri ölçerek bireylerin daha sağlıklı olmasına yardımcı olacağına, ve kronik hastalıkları olan bireylerin hayat kalitesini arttıracağına daha çok katılıyor. 

Bu araştırma bize birçok konuda farkındalık oluşturmamız için faydalı olacak. Yeniliklere karşı tedirginlikler olsa da teknoloji hayatımızın parçası haline geldi. Bu süreçte de risk ve fayda karşılaştırması yapıldığında terazinin fayda bölümünün ağır bastığı durumlarda kapımızı teknolojiye açmalıyız. İlerleyen dönemlerde mutlaka oluşabilecek zararlar minimuma indirilecektir. Bu süreci yaşayarak öğreneceğiz. Sağlığımızı teknoloji ile kontrol altına aldığımızda daha mı çok güvende olacağız, dersiniz?

25 Şubat 2016 Perşembe

ÇOCUKLAR BİLİM İNSANI GİBİ DÜŞÜNÜRSE NELER OLUR ?

Çocukken, bilim insanı olmak amacıyla biyoloji okumaya karar verdim. Laboratuvarda gece gündüz demeden araştırma yapıp, yeni keşiflere imza atacaktım. Aynı Marie Curie gibi! İnsanlık tarihini değiştirecek çalışmaların peşindeydim.

Nobel ödülünü iki kez alan ve büyük keşiflere imza atarken çocuklarını da özveriyle yetiştiren örnek bir bilim kadını! Hayat hikayesini öğrendiğim gün bilim alanında kadınların da neler yapabileceğini anladım.

Bilimin pırıltısının yayıldığı, mütevazi ve ilmek ilmek dokunan o harika çalışmaları ve bu büyük başarıların arkasında nasıl bir hayat hikayesi olduğunu hiç merak ettiniz mi?

Eğitim hayatında yaşadığı zorluklarla mücadelesi sadece örnek alınabilir. Çünkü üniversite eğitimini alabilmek için eğitim hayatına ara verir. Önce ablasının masraflarını karşılayabilmek için çalışır  ve ablası mezun olduktan sonra matematik ve fizik eğitimine başlar.

Üniversiteye gittiğinde de yine zorluklarla karşılaşır. Hem okur hem de masraflarını karşılayabilmek için çalışır. Sonrada bilim kadını olmaz diye bir düşüncenin olduğu dönemlerde Endüstriyel Fizik ve Kimya Okulu laboratuvarının başkanı olan Pierre Curie ile tanışarak azimle çalışmalarını ispat eder. Sonrasında da çalışmalarına eşlik eden Pierre Curie ile evlenir. Birlikte radyoaktivite üzerine çalışarak Uranyum ve Toryum’u keşfettiklerini ilan ederler. İsmini Marie’nin vatanı olan Polonya’dan esinlenerek koyarlar.
Böylece 1904 yılında Nobel Fizik ödülünü alarak Nobel ödüllü ilk kadın olur. Ayrıca Marie, doktorasını vererek Fransa’da gelişmiş bilim alanında doktora unvanı alan ilk kadındır!

Nasıl etkileyici bir hayat hikayesi değil mi?

Pierre Curie bir at arabasının çarpması sonucu öldükten sonra iki çocuğu ile kocasının öğretmenlik görevini sürdürerek Sorbonne’daki ilk kadın profesör olur.

Uranyumla yaptığı deneyler sonucu radyoaktiviteyi keşfeder. Toryumun radyoaktif özelliğini bularak, radyum elementini ayrıştırır.

Böylece 1911 yılında Nobel Kimya ödülü sahibi olur.  Çalışmalarıyla bir çığır açan Curie, Nobel Ödülü’nü alan ilk kadın, bu ödülü iki kere alan ilk bilim insanıdır.

Hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine dikkat çeken Marie,  I. Dünya Savaşı sırasında taşınabilir röntgen cihazları yaparak, kızı Irene ile birlikte, genç kadınlara X ışını teknolojisini öğretir. Ayrıca fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını gösterir. Bu esnada maalesef yüksek dozda radyokaktif ışına maruz kalır.

Çalışmaya devam eden ve yılmayan Marie’nin hayatında hüzünlü birçok olay olur. 1934 yılında Fransa’nın Savoy kentinde kan kanserinden hayatını kaybeder. Hastalığı, aşırı dozda radyasyona maruz kalmasına bağlanır. Bu yüzden ona “bilim için ölen kadın” denilir.

Ölümünden sonra yaşadığı evi müze haline dönüştürürler. (http://en.muzeum-msc.pl/) Curie’nin not defterleri o kadar radyasyona maruz kalır ki, kurşun kaplı bölmelerde tutulup radyoaktif koruma altında incelenebiliyor.

Hayatı ile ilgili o kadar güzel kaynaklar var ki, mesela Kentler ve Gölgeler isimli belgesel izlenmeye değer. (https://www.youtube.com/watch?v=M44FrSVp3oE) Ayrıca hayatını konu alan çizgi filmi çocuğunuzla birlikte izleyebilirsiniz. ( http://www.izlesene.com/video/neler-olmus-baksana-marie-curie/7117445 )

Bilim insanı olmak için nasıl mücadele verdiğini çocuklar da öğrenmeli.  Hayatta çalışarak, emek harcayarak  ve zorluklarla mücadele ederek istenilen hedefe ulaşıldığı öğretilmeli.  Ulaşılmayan her şeye şiddet uygulayarak elde edildiğini konu alan çizgi filmlerin, geleceğimize yönelik zarar verdiği unutulmamalı.

Üreten beyinler geleceğimize ışık tutacaktır. Bilgi pırıltıları ile gerçekleri göreceğiz. Aynı Marie Curie’nin o harika konuşmasında söylediği gibi:  Bilginin meşalesini alın,  geleceğin sarayını inşa edin!

21 Şubat 2016 Pazar

SAĞLIKTA GELECEK VİZYONU ELE ALINDI

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL'lik ithal ettiğimiz ilaçları Türkiye'de üretebilecek alt yapının oluşmasını planlıyoruz" dedi.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, "Sağlıkta Gelecek Vizyonu" toplantısında gazete, ajans ve televizyonların haber müdürleri ve sağlık muhabirleri ile Ankara’da bir araya geldi. Müezzinoğlu, programda sağlık alanındaki hedeflerini anlattı.  Sağlık ürünlerinde üretebilen bir ülke olmayı hedeflediklerini söyleyen Müezzinoğlu, tıbbı tüketim ürünleri ve tıbbi cihaz üretebilmeyi hedeflediklerini kaydetti. İlaç sanayisinde 2 buçuk milyar TL'lik ilaç ithal edildiğini ifade eden Müezzinoğlu, "Önümüzdeki yıllarda ithal ettiğimiz ilacın da Türkiye'de üretilebilir alt yapısının kurulmasının çalışmalarını başlattık. Stratejik tıbbi ürünler alanında protez, kalp pili gibi belirli kademedeki tükettiğimiz tıbbi ürünlerin Türkiye'de üretilmesi veya tıbbi cihazların üretilmesi ile ilgili alım garantili projelerin alt yapısını oluşturmaya çalışıyoruz. Türkiye'yi güçlü bir üretim yeri haline çevirmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu.

40 Bin Yatak Kapasiteli 230 Hastane Açılacak
40 bin yatak kapasiteli 230 hastanenin inşaatının devam ettiğini kaydeden Müezzinoğlu, hastanelerin bir kısmının bittiğini, bir kısmının da yapım aşamasında olduğunu belirtti.  Müezzinoğlu şunları söyledi: "Kamu-özel işbirliği ile şu anda inşaatları biten, yatırımları bizim açımızdan ihale süreci tamamlanmış 18 tane yaklaşık 30 bin yatak kapasiteli şehir hastanelerimizin de inşaatları devam ediyor. Ankara'daki Bilkent, Mersin'deki Mersin Şehir Hastanesi gibi. Bütün bunlar 2017 yılı sonu itibari ile hizmete girmiş olacak. Mersin Şehir Hastanesi'ni bu yıl Haziran ayında hizmete sokmayı planlıyoruz. Bilkent'i de seneye yılsonu itibari ile hizmete almayı planlıyoruz."

Uluslararası yatırımcıların, üretimi Türkiye'de yapmak kaydıyla radyoloji ve ameliyathane ürünlerinde alım garantili bakış açısıyla destekleneceğini vurgulayan Müezzinoğlu, "Bizim tıbbi cihazların ortalama ömrü 5 ile 7 yıl arasında. 7 yıl süresince o üründen her yıl bin adet alacaksak 7 yıl sonra bu yıl aldıklarımızı değiştirmek zorundayız. Ar-Ge'sini geliştiren, o ürünün daha iyisini yapabilecek vizyonla yatırım yapabilecek firmanın alım garantisi ile alacağız. Bunlarla ilgili süreçleri başlattık. Önümüzdeki aylarda önemli adımları da atacağız. Gerek kamu hastanelerimiz gerekse şehir hastanelerimiz Türkiye'nin ihtiyacı olan üçüncü başlığın da güçlü alt yapısını oluşturuyor" dedi.

Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Güçlendirilmiş Aile Sağlığı Merkezleri 7 Gün 12 Saat Hizmet Verecek
Bakan Müezzinoğlu, Aile hekimliklerini daha dinamik ve fonksiyonel hale getirmeyi planladıklarını belirterek, şunları kaydetti: "Güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinin fiziki mekanlarını oluşturacağız. Bununla ilgili bu yılın bütçesine ve gelecek yılın bütçelerine Başbakanımızın destekleri ile ilave bütçe alıyoruz. Burada güçlendirilmiş aile sağlığı merkezlerinde haftanın 7 günü 12 saat aile sağlığı hekimlerimiz hizmet verecek. Buralarda aile diş hekimleri, psikolog ve diyetisyenler olacak. Güçlü 112 merkezleri oluşturacağız ve evde sağlık hizmetlerinin sunumunu güçlendireceğiz. Hastalarımızı ev koşullarında da ailesinden kopmadan tedavilerini devamını yapabilecek alt yapıyı genişletmeyi hedefliyoruz. 500 bin evde sağlık hizmeti sunduğumuz portföyümüz var. Bunu 1 milyon rakamına ulaştıracak projeksiyonun da alt yapısını oluşturuyoruz. Sağlıklı bireylerin hayatlarını sağlıklı sürdürebilecekleri bir alt yapıyı oluşturabilmek, bu kültüre güçlü destek verebilmek, hastalık konuştuğumuzdan daha çok bir süreci başarabilmeliyiz. Ama daha sağlıklı bir ömür, bunu bir kültüre dönüştürebilmeyi başarabilecek bir toplumuz."

OECD Ülkelerinde Hekim Sayısı ile Türkiye Arasında Ciddi Fark Var
En temel sorunun yetişmiş insan kaynağı olduğunu vurgulayan Bakan Müezzinoğlu, OECD ülkelerinde 10 bin kişiye düşen hekim sayısı ile Türkiye'de 10 bin kişiye düşen hekim sayısı arasında ciddi fark bulunduğunu belirterek, Türkiye'de bu hizmetin 17 hekimle verildiğini bildirdi. Yardımcı sağlık elemanı konusunda da benzer bir tablo olduğuna değinen Müezzinoğlu, "Hemşire ve yardımcı sağlık elemanı konusunu daha hızlı çözebilecek bir süreçteyiz. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde bu anlamdaki sıkıntılarımız azalmış olacak" diye konuştu. 


Bisiklet Dağıtımına Devam Edilecek
Sağlıklı yaşam kültürünü desteklemeye ve bu kapsamda sağlıklı bireylerin yetişmesi için çalışmalara devam ettiklerini belirten Müezzinoğlu, sağlıklı yaşam kültürünün 5 yaşından itibaren bütün çocuklara aşılanması gerektiğini ifade etti. Sağlıklı yaşam kültürünün desteklenmesi kapsamında 2016 yılında da bisiklet dağıtımına devam edileceğine dikkati çeken Müezzinoğlu, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda 75 bin adet, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'nda 75 bin adet, haziran ayında da bisiklet yollarını yapan belediyelere de 100 bin adet bisiklet dağıtımı planladıklarını söyledi.

Sağlık Turizmi Ajansı Kurulacak
Bakan Müezzinoğlu, sağlık turizmi konusuna da değinerek, Türkiye'nin bu alanda da bölgenin güçlü bir merkezi ülke konumunda olduğunu söyledi. 2002 yılında Türkiye'den 120 bin kişinin her yıl yurt dışına tedavi amaçlı gittiğini hatırlatan Müezzinoğlu, şöyle devam etti: "Bugün geldiğimiz noktada 500 bini aşan bir rakamla sağlık turizminden hizmet alan yabancılar var. Onun için gelişmiş Avrupa ülkeleri var. Hollanda, Almanya, Fransa, Körfez ülkeleri, Türki Cumhuriyetler var. 3 milyar dolarlık sağlık turizminden geliri olan bir ülke konumundayız. Türkiye'nin potansiyeli bunu 2019 yılında 9-10 milyar dolarlara taşıyabilecek. 2023 yılında da 25 milyar dolarlara taşıyabilecek potansiyeli var. Önümüzdeki günlerde Sağlık Turizmi Ajansı gibi bir ajansın kurulması gündemimizde yer alıyor. Bunu Bakanlığın bürokrasisi ile değil gerek üniversitelerin, gerekse özel sektörün, gerekse kamunun bizim iddialı olarak belirlediğimiz alanları da belirleyerek bu anlamda sağlık turizminde güçlü bir organizasyonu yapabilecek bir yapısal kurumu yasalaştırmayı da hedefliyoruz."


Sağlık Turizminde 29 Güçlü Bölge
Sağlık turizminde 29 bölge olduğunu anlatan Müezzinoğlu, buraların güçlü bölgeler haline getirileceğini söyledi. Küçük illerden sevklerin sağlık bölgesine olacağını belirten Müezzinoğlu, bu bağlamda açılışı yapılan İnönü Üniversitesi Karaciğer Nakli Hastanesi’nin de önemine değindi. Müezzinoğlu,  "Bundan 10 yıl önce herkesin Ankara'ya, İstanbul'a geldiği bir yapı değil bölgesinde sağlık sorunlarını çözebildiği bir yapıyı güçlendiriyoruz. Sağlık turizminde ise burada bölgelere stratejik roller planlıyoruz. Gaziantep'in gerek tıbbi meslek birikimi alanında, talepler alanında hangi rolü üstlenecekse, rolün öncelikli olduğu ve o alanda marka değerinin oluşacağı bir strateji ile Gaziantep'i, Antalya'yı farklı bir strateji ile İzmir'i, Bursa'yı farklı sağlık turizmi stratejileri, kendi tabiatında olan zenginlikleri değerlendirerek yapacağız. Geçtiğimiz Cumartesi günü Malatya'da karaciğer nakliyle ilgili yenilenen ve genişletilen merkezin açılışı yapıldı. Karaciğer naklinde Malatya, Avrupa'da en iyi noktaya gelerek marka değer yakaladı. Bu marka değeri yakalayan yapımızı çok daha güçlü hale getirmek, yeni marka değeri yakalayabilen bölgeleri oluşturmak, bu bölgelerde özel sektör ve üniversitelerimiz ile birlikte hareket edeceğiz. Samsun'a hangi rolü, Balkanlar'a Edirne'ye hangi rolü Trabzon, Erzurum, Diyarbakır Batman'a hangi rolleri vereceğimizin stratejik çalışmalarını yapıyoruz. Türkiye'nin sağlık turizminde bölgenin en güçlü bölge merkezi olmasının alt yapısını kuruyoruz” şeklinde konuştu. 

Sağlık Turizminde 2019 İtibariyle 10 Milyar Dolar Hedefleniyor
Müezzinoğlu, sağlık turizminde 2019 itibariyle 10 milyar dolar, 2023 itibariyle 25 milyar dolarlık hedef koyduklarını bildirdi. Müezzinoğlu, tüm altyapı çalışmalarının Kalkınma, Ekonomi, Dışişleri Bakanlıkları ile birlikte değerlendirildiğini vurguladı. Müezzinoğlu "Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin sağlık endüstrisinde bir ayağı ilaç diğer ayağı tıbbı teknoloji diğeri sağlık turizmi bizim temel hedeflerimiz arasında" dedi.

Sezaryen Oranları Takip Edilecek
İlaçların akılcı yöntemlerle kullanılmadığını ve sezaryen oranlarında büyük artış yaşandığını vurgulayan Müezzinoğlu, şunları kaydetti: "Burada, bilimsel anlamda, mesleki etik anlamında izah edilebilecek alan neredeyse yok gibidir. Bunun alt yapısını oluşturuyoruz. Şuanda bir sonraki süreçte SGK ile de görüşerek sezaryen oranları tespit edecek bilimsel bilgilerin kabul edilebileceğinin üzerine de bir pay bırakarak bu payı aşan hastanelerimize bir, o oranının üzerini ödememek, iki bu öyle devam ederse bu meydanda sözleşme yenilememek gibi bir uygulamayı bu yıl için tasarlıyoruz.”


4 Şubat 2016 Perşembe

SAĞLIK HABERLERİNDE UZMANLIK ÇOK ÖNEMLİ

Uzman Gazeteciler Sağlık Haberciliğini Değerlendiriyor

Sağlık haberlerinde uzmanlığın çok önemli olduğuna dikkat çeken CNN TÜRK Ankara Haber Müdürü Dicle Canova, “Yanlış bilgi hayata mal olabiliyor. Diğer haberlerdeki hataları düzeltme şansı her zaman var ama, sağlık haberlerinde yanlış ağır sonuçları beraberinde getirebiliyor” dedi. 

Sağlık haberleri yapılırken, kaynak olacak doğru uzmanın belirlenmesi hayati önem taşıyor. Bu süreçte de muhabirin alanında uzmanlaşması ve doğru kuralların belirlenmesi gerekiyor. Hasta ve hasta yakınlarına boş umut vadeden haberler, hem umutlarıyla hem de hayatlarıyla oynanmasına neden oluyor. Bu anlamda Sağlık Bakanlığı ile sağlık muhabirlerinin ve editöryal kadroların ortak çalışmasının önemli olduğunu belirten CNN TÜRK Ankara Haber Müdürü Dicle Canova, “Bir ara yayına çıkarılacak veya görüşüne başvurulacak sağlıkçılarla ilgili havuz oluşturulması üzerinde duruluyordu ama sanırım sonuç çıkmadı” dedi. 

Haberlerin kurgusunun önemi ve doğru habercilik ile ilgili gazetecilere ışık tutacak önerilerde bulunan CNN TÜRK Ankara Haber Müdürü Dicle Canova, habercilik ile ilgili görüşlerini paylaştı. 

Gazeteciliğe nasıl başladınız?
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Radyo Televizyon bölümü öğrencisiyken staj dönemimi TRT Ankara Radyosu’nda geçirdim. Çeşitli radyo programlarında metin yazarlığı yaptım. 

Ardından o dönem kurulan Radyo Haber kanalında sözleşmeli olarak muhabirliğe başladım. Habercilik ile de böyle tanıştım. Sonrasında da TV haberciliği üzerine uzmanlaştım. 1995 yılında TGRT ‘de sonra da transferlerle başka özel kanallarda çalıştım. 1999 yılından beri CNN Türk’teyim. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, ANAP, TBMM Muhabirliği yaptım. Bir dönem Eğitim haberlerine de imza attım.

 Sizce haberlerin kurgusu yapılırken nelere dikkat edilmeli?
“Televizyon kurmaca bir Dünya! Haber bültenleri ise bu kurmacanın en gerçeğe yakın olanı” diye öğretildi bizlere.  Dolayısıyla gerçek hayatın içinde olanları yansıttığımız haberlerde kurgu da gerçeğe uygun olmalı. Esas olan bu işi kamu adına yaptığımızdır. Dolayısıyla haber kurguları olanın çok ötesinde bir algıya yol açacak şekilde değil en sade, en basit ve en doğru şekilde olanı iletmek kaygısı ile yapılmalı. Karar izleyene bırakılmalı.


Ülkemizde yapılan sağlık haberlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce sağlık haberlerinde diğer haberlerden farklı olarak nelere dikkat edilmeli? 
 Zaman zaman spekülatif buluyorum. Oysa sağlık her kesimi yakından ilgilendiren ve uzmanlık isteyen bir alan. Aktarlara gidip “şu bitki şu hastalığa iyi geliyormuş” gibi haberlere çok sık rastlıyoruz. Bu da bilinçsiz ve riskli tutumların gelişmesine neden olabiliyor. Kime mikrofon uzattığınız sağlık haberlerinde çok önemlidir. Uzman hekim ve sağlıkçıların doğru seçilmesi lazım. Yanlış bir aktarım bazen hayata mal olabiliyor. 

Hatırlayın, bir zamanlar kansere çözüm olarak zakkum bitkisi gündeme getirilmişti. Sonrasında zehirlenenler hatta yaşamını kaybedenler oldu. Bu nedenle özellikle kanser gibi, hastanın en ufak bir umuda sarıldığı rahatsızlıklar konusunda yapılacak haberlere büyük titizlikle yaklaşılması gerekir. Sağlık Bakanlığı ile sağlık muhabirlerinin ve editöryal kadroların ortak çalışması önemli.

Bir ara yayına çıkarılacak veya görüşüne başvurulacak sağlıkçılarla ilgili havuz oluşturulması üzerinde duruluyordu ama sanırım sonuç çıkmadı. Oysa çok önemli bir yaklaşımdı. Herkes her konuda konuşmamalı. Bu estetik için de geçerli diyet için de.
Kaldı ki salgın dönemlerinde de yine yapılan her haber paniği ve beraberinde bilinçsiz ilaç tüketimini gündeme getiriyor.

Dediğim gibi üzerinde çok titizlikle durulması gereken bir alan sağlık haberciliği. Ancak henüz Türkiye’de bu anlayışın pek oturduğunu düşünmüyorum.

Blog haberciliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Blog haberciliği önümüzdeki yıllara damgasını vuracak diye düşünüyorum. Çünkü artık gelişen teknoloji ve giderek ekranı büyüyen akıllı telefonlar sayesinde haberi almak için TV’ye veya gazeteye bağımlılık ortadan kalkıyor. İnternet üzerinden birçok konu daha hızlı ve detaylı takip edilebiliyor. Bu da blog haberciliğini öne çıkarıyor. Hatta TV ve gazetelerin çok da detaylandıramadığı, siyasi haberlerden çok da vakit ve yer bulunamayan ama toplumun büyük bölümünü ilgilendiren başlıklara eğilmek blog haberciliğini daha da öne çıkaracaktır. Özellikle sağlık ve eğitim gibi alanlarda faydalı olduğunu düşünüyorum.

Ama tabi doğru bilgiye ulaştırmak, gündeme gelebilecek sorulara yanıt verebilmek ve hatta günlük yaşam pratiği içinde yardımcı olacak bazı yönlendirmeleri yapabilmek şartıyla.

Meslek hayatınızda unutamadığınız bir anınız var mı?
Çok var…  Ama benim için en anlamlısı ailelerinin okuldan aldığı 14 yaşındaki üç genç kızın yeniden okula dönmelerini sağlayan Ataköy haberidir. Diğer yandan 28 Şubat’ta Cumhurbaşkanlığı muhabiri olarak o tarihi MGK’yı izlemiş ve hala tartışılan bildiriyi canlı yayında ilk aktaran muhabirlerden olmuştum. Meclis’te çıkan bir kavgada DYP’li milletvekilinin vefat ettiği gece de CNN Türk parlamento muhabiri olarak gelişmeleri yayında ilk duyuran isimlerdendim.

Ve siyaseti bıraktığını açıklayan Mesut Yılmaz’a ANAP Genel Merkezi’ndeki son soruyu da sanırım ben yönelttim “Son bir mesajınız olacak mı?” dediğimde yanıtı “Hoşçakalın” olmuştu.

Birçok anı arasından ilk aklıma gelenler bunlar oldu. Tabii muhabirlikten yöneticiliğe geçtikten sonra da bu kez madalyonun öbür tarafında yaşadıklarım var. Onları şimdilik “anı” olarak anlatmayı tercih etmiyorum, halen Haber Müdürü’yüm.


Dicle Canova kimdir?
Kıbrıs-Baf doğumluyum. Liseyi Kıbrıs’ta bitirdikten sonra üniversite için Ankara’ya geldim. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-TV bölümü mezunuyum.
Muhabirliğe TRT’de başladım ardından TGRT, BRT ve CNN TÜRK’te çalıştım. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık; ANAP ve Parlamento muhabirliği yaptım. Bir dönem eğitim haberciliğine yoğunlaştım. 2007 yılında Editör, 2010 yılında da Haber Müdürü oldum. Halen CNN Türk Ankara Haber Müdürlüğü görevini yürütüyorum.