31 Mart 2016 Perşembe

BİLİM İNSANININ ESNAF LOKANTASI

Bilim sıkıcı mı gelir size? “Bilim insanları laboratuvarlarda gayet ciddi bir şekilde çalışır” diye mi düşünüyorsunuz? Eğer öyleyse sizi Harvard Üniversitesi’nde Genetik, Viroloji ve Fizik bölümlerinde doktora çalışmalarını yapmış, enerji dolu ve bilimi eğlenceli hale getiren bilim insanlarıyla tanıştırmak istiyorum. Çünkü, iştahlarını açan ve kepçelerine takılan bilimsel konuları önce kendileri araştırıp biraz baharatladıktan sonra “Bilim Kazanı”ndan servis ediyorlar. 

Popüler Bilimin Esnaf Lokantası’nda Bilim Kazanı’ndan servis yapan Aysu Uygur, İlker Öztop ve Alp Sipahigil bu çalışmalarını kitap haline dönüştürdüler. Çalışmaları hakkında şunları söylüyorlar: “Bilimsel çalışmalar çoğunlukla halkın vergileriyle destekleniyor, fakat vergisini veren insanlar gerçek bilimsel gelişmeler yerine yanlış diyet tavsiyeleri ve kuruyemişlerin faydalarıyla uyutuluyordu. Biz içeriğine hakim olduğumuz orjinal yayınları takip ederek beynimize zevk taklaları attırabiliyorken, bilimsel haberleri bilimden bihaber gazetecilerin çevirilerinden okuyanlar çiroz bir kediyle münasebet etmek zorunda kalıyordu. Oysa herkes bilim kaplanının önünde huşu ve biraz da kahkaha ile eğilmeli, bilim ateşiyle cayır cayır yanabilmeliydi.”

Kitapta Neler Var?
Üç yıl önce bilimsel konuları eğlenceli bir dille cep yayını (podcast) olarak anlatmaya başladılar. Sonrasında kitaba dönüşen çalışmaları Bilim Kazanı ismiyle yayınladı. Kitap 13 bölümden oluşuyor ve her bölümde alanında uzman isimler konuk oluyor. Motivasyondan, şişmanlığa, biyolojik saatlerden, kuantuma kadar pek çok konu hakkında araştırmalar ve güncel bilgiler ele alınıyor. Okurken hem bazı bölümlerde gülüyorsunuz hem de şaşırıyorsunuz. 

 Bilim Kazanı Ekibi
Aysu Uygur, 2014 yılında Harvard Tıp Fakültesi Genetik departmanından doktorasını aldı, bugünlerde yine Harvard Tıp Fakültesi Brigham and Women's Hastanesi’nde kalp rejenerasyonu üzerine çalışıyor. Bilim Kazanı cep yayını dışında Bilim Bilmiyim adlı bir sitede kötü yazılmış bilim haberlerini ifşa ediyor.

İlker Öztop, 2014 yılında Harvard Üniversitesi Viroloji programından doktorasını aldı, HIV virüsü üzerindeki tez çalışmasının tamamladıktan sonra Boston Consulting Group bünyesinde biyoteknoloji şirketlerine danışmanlık yapmaya başladı.

Alp Sipagihil,  halen doktora çalışmalarını Harvard Üniversitesi Fizik Departmanı’nda Mikhail Lukin’in grubunda sürdürüyor. Burada kuantum bilgisayarları ve iletişim sistemlerinde kullanılabilecek fiziksel sistemler üzerine araştırmalarını sürdürüyor, günlerini tekil atomlar üzerindeki kontrol yöntemlerini geliştirerek geçiriyor.

Bilim Kazanı’ndan bir kepçe de siz almak istiyorsanız, kitabı okumanızı tavsiye ederim. 

30 Mart 2016 Çarşamba

TANINIYOR OLMAK SAĞLIK ANLATMAYA YETMEZ!

Hayatımızı medyanın yönlendirdiğinin farkında mısınız? Dizilerde ve filmlerde izlediğimiz karakterlerin gerçek hayatta da takipçisi olup, peşlerine takılıyoruz. Ne giydiler, nerede oturuyorlar, neler yiyorlar diye merak ettiğimiz için sosyal medyadan da takip etmeyi sürdürüyoruz. Mankenlikten oyunculuğa, oyunculuktan şarkıcılığa geçiş yapan ünlüler son dönemlerde sağlık alanında da eğitim verir oldu. Peki bu ne kadar doğru?

Aldıkları sertifikaları ya da yurt dışında aldıklarını iddia ettikleri eğitimleri gösteren ya da gösterme gereği duymayan bu tanınan isimler, neden sağlığa yöneldi? Bu isimler kendi hayatlarında bir şeyler uygulayabilirler, uzmanların gözetiminde yaptıkları ve onlardan öğrendiklerini sanki işin uzmanı gibi insanlara anlatmaları çok mantıksız geliyor. Ancak maalesef insanlar bu duruma inanıyor. Tanınan bu isimler, beslenmeden psikolojiye uzanan geniş yelpazelerine sporu da ekliyorlar. Aslında bu branşların hepsi kendi içinde bir uzmanlık alanıdır. Diyetisyenler neden eğitim alıyor? Psikolog ya da psikiyatristler yıllarını çalışmalarına adıyorlar. Spor konusunda da fizik tedaviden, spor akademilerine uzanan ve en az 4 yıl süren eğitimleri neden alıyorlar? Hiç bu soruyu kendinize sordunuz mu?

Birkaç haftalık süreçte alınan bu sertifikalarla sırf medyada görünüyor diye canınızı emanet etmeye hem de dünyanın parasını vermenize değer mi? Gerçek uzmanlardan alacağınız bu hizmetle hayatınız güzelleşebilirken, kendinize zarar vermeyin. Siz çok değerlisiniz, sağlık ise bu hayattaki en değerli varlığınızdır. 

Detoks Masalı 
Amerika’dan görüştüğüm bir hekim, Türkiye’de olanlara isyan etti. Konuştuğumuzda detoks adı altında insanları resmen kandırıldıklarını ve yararı olmadığı gibi çok büyük zararı olduğunu söyledi. Tabii gazetelerde yer almak, televizyonda çıkmak ya da sosyal medyada çok sayıda takipçisi olmak insanlar için önemli bir kriter gibi geliyor. Ancak bu konuda lütfen çok dikkat edin. Söz konusu sizin sağlığınız. Birilerinin para kazanma hırsı sizin canınıza mal olabilir. 

Yıldızlar Sağlığınızı Anlatmaz
Astrologlar sağlıkla ilgili öyle iddialarda bulunuyorlar ki, sanki yılların uzman hekimleri ve bilim insanları olmuş araştırma yapıyor. Kanıt sorduğunuzda ise aldığınız yanıt, “Araştırında öğrenin” oluyor. Ne kadar açıklayıcı öyle değil mi? Yıldızlar sizin sağlığınızla ilgili bilgi vermez.

Unvanlar Gözünüzü Boyamasın 
İsminin önünde farklı unvanlar yazdığında da hemen güvenmeyin. Çalışma alanlarına bakın. Bir kişi, kendi alanı olmadığı halde her konuda konuşuyorsa dikkatli olun. Bu durumda da size zarar verecek bir şey olabilir. Sakın ama sakın üniversitelerin isimleri, unvanların fazlalığı gözünüzü boyamasın. Önemli olan sahip olduğu bilgidir, unvan değil. 

Bilmiyorum Demek Büyük Bir Erdemdir
Gerçek uzmanlar kendi uzmanlık alanları dışındaki konularda konuşmazlar. Bir genel cerrah, kalp krizini anlatmaz. Bunu tabii ki bilir, ancak “bu benim uzmanlık alanım değil” diyebiliyorsa, o isme güvenmek için bir artı ekleyebilirsiniz hanesine. İnsanlar hakkında hemen bir kanıya sahip olmayın. Bunların hepsinin temelinde güvenilir kaynakların olmaması yatıyor. 

Bilgi kirliliği içinde, uzmanlaşmayan medyanın etkisi çok büyük. Sağlık haberciliğinde uzmanlaşıp, hangi kriterlere göre haber yapılacağı belirlenmeli. Sağlık uzman işidir. Uzman sağlık habercileri, kiminle ne haber yapacağını ve haberi nasıl ele alacağını bilir. Medyanın uzmanlaşması sözde uzmanlardan korunmak için çok önem taşımaktadır. Sağlıklı medya, sağlıklı gelecek demektir. 


25 Mart 2016 Cuma

İDEALLERİNE TUTKUYLA BAĞLI ÇOCUKLARIN YOLLARINDAN ÇEKİLİN!

Bir çocuk yaşadıklarını anlatıyordu. Kendi ağzından kendi hayat hikayesiydi. Daha minicik parmakları, düşünceli bakışları arasında hesaplarla ve bilime olan tutkusunu dile getiriyordu. Kahraman Çocuk (The Young and Prodigious T.S. Spivet) ismiyle  yayınlanan T.S. Spivet filminde kahramanımızın yaşadıklarını izliyoruz. 

Filmi özellikle farklı bir gözle seyretmenizi isteyeceğim. Neden mi?

Biyolog bir anne ile kovboy bir babanın, üçüncü ve en küçük çocuğu olan 12 yaşındaki T.S. Montana'daki bir çiftlikte yaşamaktadır. Manken olmak isteyen bir ablası ile filmin ilerleyen dakikalarında bir kaza sonucu kaybettiği diğer kardeşi kendisini anlamaz. 

Annesi zooloji ve botanik alanında yeni türler keşfetmeye çalışırken, babası doldurulmuş hayvanlardan oluşan bir odayı müze olarak kurgular. Bu süreçte küçük Spivet, bir bilimsel toplantıya katılır. Orada yapılan konuşmaya coşkuyla eşlik eder. Kendisini keşif yapmak için adayacağının sözünü verir. Gün geçtikte de harita yapımı ve keşifler konusunda daha da yetenekli hale gelir.
Ancak, Spivet’in yaptığı çalışmaları anlayacak kapasiteye sahip olmayan öğretmeni tarafından kendisiyle alay edilir. Hatta çalışmalarına kusurlar bulan öğretmenine, yazısının ünlü bir dergide yayınlandığını gösterince sınıfta küçük düşürücü cümlelere maruz kalır. Öğretmeni, bilimsel yeteneği olmadığını resmen baskı yaparak dile getirir. İşte burada dayanamayıp içimden şunları geçirdim: Böyle kişiler dünyanın neresinde olursa olsun öğretmenlik yapmamalı. Kendi küçük beyinleri içinde sıkışıp kalırken, çocuklara zarar vermemeli. Yeniliklere açık, üreten, düşünen ve en önemlisi öğrencilerini değer vererek dinleyen öğretmenler olmalı. 

Bir gün Smithsonian müzesinden beklenmedik bir telefon gelir. Son yaptığı keşif prestijli Bair Ödülü'ne layık görüldüğü söylenir. Spivet ödül törenine gitmesi ve bir konuşma yapması için davet edilir. Hiç kimseye haber vermeden valizini hazırlar, yanına annesinin günlüğünü de alır.  Washington'a giden bir trene binmek için büyük tehlikeler atlatır. Küçükcük bedeniyle oradan oraya kocaman valizini taşır. Sonunda trendeki bir karavana yerleşir, aç ve susuz bir yolculuk sürer. Yalnızdır, kendisini kimsesiz hisseder. 

Washington’a gittiğinde de bir polis ile karşılaşır. Çocuğa hesap soran bir yaklaşımla resmen egosunu tatmin etmek için yaklaşır. Spivet’in kaçmasıyla da kovalamaca başlar.  Kaçmayı başarırken ancak, polis yaralanmasına ve kaburgalarının kırılmasına neden olana kadar kovalar. Filmin bu sahnesinde polislere karşı da bir kızgınlık oluşuyor. “İnsanlara yardım etmek için yaklaşmak yerine, neden ego tatmini yapar gibi davranırlar?” sorusu akıllara takılıyor.

Yolun devamını gitmek için otostop yapan Spivet, kamyon şoförünün dostane yaklaşımı ile hedefine ulaşır. Ödülünü almak için çabaları, davet edenlerin onu bir yem gibi görüşü ve sonunda ailesinin sahip çıkması ile biten filmden alınacak çok ders var. 

İlgisiz anne ve babaların, kendi dünyalarında yaşamadan önce çocuklarına zaman ayırmaları gerektiği vurgusu yapılıyor. Ne kadar kendi hayatını yaşasa da herkes, çocuklara zaman ayırmak gerekiyor. Onları dinlemek, sorunlarına çözüm bulmak ve yollarındaki engelleri kaldırmalarına yardım etmek çok önem taşıyor. 

Çocuklarınızın okulda yaşadığı zorluklar olduğunda mutlaka kulak verin. Öğretmeninden memnun değilse, değiştirin. Hedefleriyle sakın dalga geçmeyin ve sizin için değerli olduğunu hatırlayın. İdeallerine tutkuyla bağlı çocuğunuza yapacağınız en büyük iyilik, yanında olup destek vermektir. Gerisini o başarır zaten… 

24 Mart 2016 Perşembe

SAĞLIK ÇALIŞANLARI CEFASINI ÇEKİYOR SÖZDE UZMANLAR SEFASINI SÜRÜYOR

Okula başladıklarında oyunlarından fedakarlık ettiler, akranlarından daha çok ders çalıştılar. Onların hedefi büyüktü, okullarında iyi dereceler alıp büyük hayallerini geliştireceklerdi. Böylece hayallerindeki mesleği yapmak için gece gündüz demeden çalıştılar. 

Lise yıllarında akranları gezerken, onlar yine ders çalışıyor ve hedeflerine ulaşmak için sınavda belli bir yüzdeye girmeleri gerekiyordu. Gecelerini gündüzlerine kattılar ve zorlu sınavları geçtiler. 
İstedikleri bölümleri kazandıklarında da maraton bitmedi, zaten onlar yılmayan insanlardı. Çalışmaktan yılmazlar, öğrenmeye aşıktırlar. Kendilerini geliştirmelerinin yanı sıra çevrelerine de ışık saçarlar.

Eğitim hayatları sadece öğrenmek olmadığı gibi, gece gündüz demeden hastanede nöbetleri başladı. Kıdemlilerinden öğrenilmesi gerekenler, hocalarından öğrenmeleri gerekenler ve tıbbiyenin verdiği kurallarına uyarlar askeriye gibidir hayatları. Sadece çalışmanın ötesinde, boyundan büyük laf edemez, tecrübeye, bilgiye ve büyüğe saygı vardır. “Tamam hocam” der susar. 

Kısa gibi gelen bu süreç bir ömür sürer, bir yaşam tarzı olur. Sürekli çalışırlar, hayatlarını işlerine adarlar, insanları sağlığına kavuşturmak için sürekli sorunları dinlerler, çözüm olmaya çalışırlar. 

Gündeme bile gelmez yaptıkları, yaşadıkları! 

Medyada kimler yer alıyor?
Kimi eğitimini tamamlayıp diploma sahibi olmuş kiminin diploması yok. Hayatını eğlenmek, süslenmek, gezmek ve modayı takip etmek ile geçirmiş. Sonra tanınmanın basamaklarını tırmanmış, ünlü olmuş.  

Ünlü olmasının eğitim yerine geçtiğini düşünüp, sağlık alanında eğitim vermeye kalkmışlar. Sağlıklı beslenme, spor yapmak ve psikolojiyi öğrettiklerini iddia ediyorlar. Bir sertifikayla, her gün gündemde olup, farkında olmadıkları cehaletle ortada dolaşıyorlar. Sağlığın “s”ini bilmeden, insanlara sağlığı anlatmaya kalkıyorlar.  

Kaymağını da tahmin edeceğiniz gibi, işte bu bir şey bilmeyip uzmanmış gibi ortada dolaşanlar yiyor. Gündeme geliyorlar, günleri sanki hayatın sırrını veriyor edasında geçiyor. Sağlık profesyonellerine ve hekimlere bulunamayan kaynaklar, ne hikmetse bunlara akıyor. Araştırma yapmaya fon bulamayan bilim insanlarının günleri küçücük bir odada geçiriyor. 

İşte bu adaletsizliği ortadan kaldırmak olmalı hedeflerden biri! Daha iyi sağlık hizmeti almak, daha iyi sağlık haberleri okumak ve bilimin ışığında ilerlemek için destek zamanı! 

Siz de destek olun. 

Sağlığı uzmanlar anlatsın, sözde uzmanlar sussun! 

20 Mart 2016 Pazar

4 ADIMDA SOSYAL MEDYADA BİLGİ KİRLİLİĞİNDEN KORUNMA

Zor günler yaşıyoruz. Bu süreçte birçok karışık duygu bir arada hissedilirken, sosyal medyada bilgi kirliliğinden korunmak önem taşıyor.  Paylaşılan bazı asılsız yazılardan korunmak için öncelikle duyarlı olmalıyız. 

Gördüğünüz her şeye inanmadan şu adımları takip edin. 

Öncelikle sorgulayın!
Gazeteci Anthony De Rosa’nın söylediği gibi; “Gördüğünüzü ve duyduğunuzu sorgulamak, aramak ve kaynağı teyit etmek, resmi ve birincil kaynaklar ile görüşmek en iyi yöntemdir.” Evet sosyal medyada gördüğünüz bilgilere şüphe ile yaklaşın ve sorgulayın. 

Belgelere bakın! 
Gazeteci Steve Buttry’nin dediği gibi “Dürüst tanıklara dahi güvenmeyin. Her zaman belge arayın.” Yani güvendiğim kişi söyledi doğrudur düşüncesinden vazgeçin. 

Fotoğraf Doğrulama Araçlarını Kullanın
Gazeteci Okan Yüksel’in söylediği gibi, “Google Search by Image” ile sosyal medyada karşılaştığınız herhangi bir fotoğrafın ilk olarak ne zaman ve hangi sitelerde kullanıldığını öğrenebiliyorsunuz” Böylece görsellerin orijinal haline ulaşabilirsiniz. https://images.google.com

Sazanlamalara Gelmeyin
Boğaziçi Üniversitesi Siber Hukuk eğitimcisi ve Avukat Burcak Ünsal’ın dediği gibi, “Hoax yani "sazanlama" durumlarına dikkat edin.  Sosyal medyadan adınıza açılan sahte hesaplardan ceza hukuku bakımından sorumlu değilsiniz. Facebook'a başvuru yaparsanız bu hesaplar kapatılır. Siz duvarınızda yazdınız diye Facebook bir şeylerden sorumlu olmaz.”

Öncelikle iletileri bir süzgeçten geçirmeden sakın paylaşmayın! Dezanformasyondan korunmanın ilk yolu sizin temkinli olmanıza bağlıdır. 

16 Mart 2016 Çarşamba

YALANLARIN ARASINDAN GERÇEĞİ BUL

Yalanların arasından gerçeği bul! Spothlight filminin sloganı olan bu cümleyi gördüğümde resmen içim açıldı. Çünkü gazetecilik mesleğini konu alması ve araştırmacı gazeteciliği irdelenmesini konu alıyor. Gazetecilerin uzun dönem araştırarak gerçekleri ortaya çıkartmak için başından geçen mücadeleleri anlatan Oscar ödüllü bir film. 

Sağlıkla ilgili hurafeleri savunanların çok olması doğru olduğunu göstermez!

Son dönemlerde etrafımızda detoks programları, eğitim almadığı halde kendini sağlık konusunda yazar kabul edenler, yaşadıklarını ajite ederek insanların kalbine dokunarak sömürenler… Kısacası etrafımızı sarmış olan hurafe savunucularından geçilmiyor. Medya ve bazı firmalar da bu hurafeleri destekliyor. Neden mi? Çünkü istediklerini onlar söylüyor da ondan.

Gerçek bilim insanları ve gazeteciler, kanıtlar sunulmadığı sürece yazmazlar. Oysa gazete köşeleri kişisel gelişim uzmanı olduğunu iddia edenlerden geçilmiyor. Gazetelerin sağlık köşelerinin gerçek sahipleri olan gazetecilere geri verilmesi gerekiyor. 

İşin garip yanı ise, biz bu saçmalıklarla uğraşırken dünyada ne araştırmalar yapılıyor. Biz ise sadece son kullanıcı olarak, hemen alıp sosyal medyada kullandığımızın havasını atan taraf oluyoruz. Asıl acı olan ve kalplerimize dokunması gereken bunlar!

Beslenme eğitimi almamış kişilerin diyet tavsiyelerinden, astroloji ile sağlığınızla ilgili yorumlarda bulunanlardan, sağlık konusunda ahkam kesen medyanın etik kavramını bilmeyen sözde sosyal medya takipçileri çok olanlardan, nefes, yaşam, hayat gibi uydurup uydurup ortaya yeni bir şey atan koçlardan, enerjiyi, hakikati ve mucizeyi anlatan artık isimlerini bile bilmediğim ve para karşılığında her yerde reklamlarını yaptıranlardan uzak durun! 

Sizin sağlığınız, sizin hayatınız, bu hurafecilerden kendinizi koruyun! Söylediklerini almayın, takip etmeyin ve prim vermeyin! O zaman kaybolup gidecekler! Sizin için gece gündüz çalışan, bilim insanları ve hekimleri dinleyin. Onlar kanıta dayalı bilimi savunuyorlar. Size bir şey sunmadan önce yıllarca araştırma yapıyorlar. Artık geleceğe bakmanın ve gerçekleri görmenin zamanı gelmedi mi? Gerçekleri saklayamazsınız,  yalanları ve yalancıları savunanlar er ya da geç kaybederler. 

8 Mart 2016 Salı

RADYOLOJİK TETKİKLERE BAŞVURMADAN ÖNCE YETERLİ KLİNİK DEĞERLENDİRME YAPILMALI

Hastaların yeterince klinik değerlendirmeye tabi tutulmadan tetkiklerinin istendiğini belirten Türk Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, “Radyolojik tetkiklere başvurmadan önce yeterli klinik değerlendirme yapılmamış olması, klinik problemin ortaya konmasında ve hastanın hangi radyolojik tetkik yapılacağı konusunda yetersiz veriler radyoloğun yükünü arttırıyor” dedi.

Radyoloji çok tercih edilen branşlar içinde yer almaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi ise modern teknoloji ile iç içe olması ve uygulamaların tamamına yakını görsellikle bilimsel sürecin içinde olmasıyla ilgilidir. Türk Radyoloji Dernek Başkanı Prof. Dr. Tamer Kaya, radyolojik tetkiklerin istenmeden önce yeterli klinik değerlendirmenin yapılmasının önemine dikkat çekti. 

Kaya, radyoloji uzmanlarının yaşadığı sorunlar, eğitim süreci ve dernek çalışmaları hakkında soruları yanıtladı.

Branşınızın oluşum tarihi ile ilgili bilgi verir misiniz? Tıp tarihi açısından ele alır mısınız? 
Radyoloji Bilimi, X  ışınlarının keşfi ile başlar. Wilhelm Conrad Röntgen 8 Kasım 1895 tarihinde X ışınlarını keşfetmiş ve buluşundan çok kısa bir süre sonra tıpta kullanımını da tarif etmiştir. Ülkemizde de bir yıl sonra bu alanda çalışmalar yapılmıştır. İlk Türk radyoloğu, Röntgen’in çalışmalarını yakından takip eden ve bu alana ilgi duyarak ülkemizde ilk röntgen cihazının oluşturulması ve tıbbi amaçlı ilk görüntünün elde edilmesini sağlayan Dr. Esat Feyzi’dir.

Derneğin kuruluş hikayesi, kaç üyesi olduğu ve faaliyetleriniz hakkında bilgi verir misiniz? 
Türk Radyoloji Derneği, Cumhuriyetimizin ilanını takip eden 1924 yılında, Türk Radyoloji Cemiyeti adı ile İstanbul’da kurulmuştur. Kuruluş amacı cemiyet tüzüğünün 2. Maddesinde “Radyolojinin tıbbi tatbikatına ait ilerleme ve tekâmülü takip ve yurdumuzdaki inkişafına ve radyoloji müntesipleri arasındaki şahsi, mesleki ve ilmi tesanütün ve bağlılıkların kuvvetlenmesine müşterek ihtiyaçların  karşılanmasını sağlamaya hizmet ve yardım” olarak belirlenmiştir. Kurucu üyeleri İstanbul Tıp Fakültesi Fizik Profesörü ve Röntgen Muallimi Dr. Mehmet Şevki Bey, Haseki Hastanesi radyoloji uzmanı Dr. Suphi Neşet (BEKEN) Bey, Dr. Burhanettin (TOKER) Bey, Dr. Demetrius CHİLADİTİ, Dr. Zakar (TARVER), Gülhane Hastanesi Radyoloji uzmanı Dr.Şükrü Emin (CANGÖR) Bey, Tıp Fakültesi Radyoloji Uzmanı Dr. Selahattin Mehmet (ERK) Bey'dir. Derneğimiz, 21 Ekim 2000 tarihinde Türk Radyoloji Derneği adını almıştır. Halen Türkiye’de tıp alanındaki en büyük branş derneklerinden biri  olan derneğimizin şu anda yaklaşık 4000 üyesi bulunmaktadır. Hem bir meslek örgütü hem de bir bilim örgütü olarak faaliyetlerini devam ettirmekte olan derneğimizin asil üyeleri, radyoloji uzmanları ile radyoloji alanında uzmanlık eğitimini sürdürmekte olan hekimlerdir. 

Türkiye’de tıpta uzmanlık dernekleri misyonlarını yeterince yerine getirebiliyor mu? Değilse neden? 
Benim gözlediğim kadarıyla uzmanlık dernekleri bir bütün olarak bakıldığında, temel misyonları üzerine üyeleriyle verimli çalışmalar içinde oldukları aşikardır. Güzel ve verimli etkinlikler düzenlenmekte ve yöneticiler özverili çalışmaları ile önemli işler başarılmaktadır. Ancak dernek yönetimlerinin zaman zaman ortak aklı ön plana çıkarmayı zorlaştıran süreçlerden  etkilendiklerini ve bunun da derneğin ana amacının dışına çıkılmasına neden olduğunu söyleyebilirim. Bir uzmanlık derneğinin amacının dışında bölünmesi ve bir uzmanlık alanının birden fazla dernekle temsil edilmesi bu yanılgılardan bazılarıdır. Uzlaşı ve işbirliği ile ortak aklı ön plana alabilmek ana amaç olmalı.

Yeterlilik sınavlarını nasıl yapıyorsunuz? 
Derneğimizin Yeterlik Kurulu bulunmaktadır. Her sene iki aşamalı olarak, kuramsal ve beceri sınavları düzenlenmektedir. Sınavlar eş zamanlı olarak Ankara, İstanbul ve İzmir’de düzenlenmektedir. Kuramsal sınavdan geçenlerin beceri sınavına katılma hakkı bulunmaktadır. Her iki sınavda başarılı olan üyelerimize on sene geçerli olan Yeterlik Belgesi verilmektedir.

Yeterlilik sınavı ile ilgili aktif bir uygulamanız var mı? Bu zamana kadar kaç kişi yeterlilik sınavını başarıyla tamamladı?  
Sınavın kuramsal ve beceri aşamaları 6 ay arayla ayrı yapılmaktadır. 2005 yılından bu güne kadar 220 üyemiz yeterlilik sertifikası almıştır. 

Ulusal müfredatınız hakkında düşünceniz nedir? Müfredatınızı yeterli buluyor musunuz? 
Derneğimiz Yeterlilik Kurulu Radyoloji Uzmanlık Eğitim programı ve Uzmanlık eğitiminin ulusal standartlarını belirleyen bir rehber hazırlamıştır. Bu ulusal müfredata tam anlamıyla uyum mümkün olmasa da bir standart oluşturmaktadır. Branşımızın çok kapsamlı olması eğitim sürecinde tüm alanların istenilen şekilde eğitim programına yansıtılmasını zorlaştırmaktadır. Müfredat yeterli eğitim süreçlerini kapsayacak şekilde hazırlanmış olsa da pratikte uygulaması yeterli olamayabiliyor. Bunun en önemli nedeni uzmanlık süresinin 2009 yılında beş yıldan dört yıla indirilmiş olmasıdır. Derneğimiz bu konuda itirazlarını ve gerekli bürokratik başvuruları yapmaktadır. 

Eğitim veren kurumların müfredatınızı tam olarak uyguladığını düşünüyor musunuz? 
Radyolojik hizmet ve uygulamaların çok çeşitli ve kapsamlı olması yanı sıra, eğitim veren kurumlar arasında kurumlar arası farklılıkların da çok olması nedeniyle, rutin hizmetlerin eğitim programına homojen bir şekilde yansıtılması zorlaşmaktadır. Uzmanlık süresinin yeniden beş yıla çıkması mümkün olduğunda müfredat daha iyi uygulanabilecektir. 

Uzmanlık eğitiminin sonunda tüm yeni mezunlar aynı standartta mezun olabiliyor mu? 
Uzmanlık eğitiminin verildiği eğitim kurumları arasında doğal olarak cihaz, eğitici ve görülen hasta çeşitliliği açısından farklar bulunmaktadır. Bu nedenle uzmanlık eğitiminin her kurumda eşit olarak verilmesi mümkün olmuyor. Eğitim kuruluşunda bazı faktörler eğitim standartlarının yüksek olmasını sağlıyor. Bunlar; eğitici sayısı, özel alanlardaki eğiticilerin varlığı,  iletişim ve işbirliğinin varlığı, görülen olgu sayısı ve kurumdaki diğer branşların tıbbi hizmetlerdeki yeterliliği gibi faktörler. Uzmanlık eğitimi veren kurumların standardizasyonu süreci de devam ediyor. Yeterlilik kurulumuz, radyoloji uzmanlık eğitimi veren kurumları son üç yıldır ziyaret etmekte ve uzmanlık eğitimi yeterlilik belgesi vererek sertifikasyon sağlanmaktadır. Bu konuda henüz yolun başındayız ancak sağlam adımlarla ilerliyoruz. 

Tıbbiyeli ve doktorların bu branşı tercih etmeleri için neler önerirsiniz? 
Radyoloji çok tercih edilen branşlar içinde yer almaktadır. Bunun en önemli nedenlerinden birisi modern teknoloji ile iç içe olması ve uygulamaların tama yakın görselliğin de yer aldığı bir bilimsel sürecin içinde olmasıyla ilgilidir. Meslektaşlarımız verilen hizmetin tüm sağlık sistemindeki olumlu etkisinin farkındalar. Bu branşı tercih edecek olan tıbbiyeli ve doktorlara tercihlerinden önce radyoloji uygulamalarının içinde yer almalarını ve gerekirse kısa da olsa gönüllü staj yapmalarını ve radyologlarla ilişki içinde olmalarını öneririm. Çünkü branşın çok tercih edilmesinden daha önemlisi sizin beklentilerinizi ne oranda karşıladığıdır.

Bu branşın hekimleri, hasta ve hasta yakınlarından neler bekliyor?
Radyoloji, rutin tıbbi uygulamalarının önemli bir kısmını içeren geniş, kapsamlı sağlık hizmeti veren bir bölüm olup, hastane hizmetleri içinde hizmet oranı oldukça yüksektir. Ancak çoğu hastamız radyologlarla etkileşim içinde olamıyor. Ultrason gibi birkaç bölüm dışında hasta ile iletişim hemen hemen hiç yok. Bu nedenle hasta ve yakınlarına bir mesaj verilecekse, radyolojik tetkik yoğunluğunu arttıracak şekilde taleplerle başvurmamalarını, hızlı ve kısa sürede yapılan tetkiklerin onların avantajına olmadığını, iyi bir klinik muayene sonrasında istenen ve sadece amaca yönelik yapılacak tetkiklerin en doğru yaklaşım olacağının bilincinde olmalarını isterim.

Bu branşın hekimlerinin yaşadığı en büyük sorunlar nelerdir? 
En büyük sorun hastaların yoğun olması. Yapılan tetkikler güvenilirliği oldukça yüksek testler olduğundan genellikle hastalar yeterince klinik değerlendirmeye tabi tutulmadan bu tetkikler isteniyor. Klinisyenlerin muayene için yeterli zamanları olmadığından bu sorun aşırı tetkiklerle çözmek zorunda kalınıyor. Hastalar da muayeneye gelirken tetkik yaptırmak üzere geliyor. İstedikleri tetkiklerin yapılmaması hasta memnuniyetini azaltıyor. Bu durum da fazla ve gereksiz tetkik yapılarak hasta yoğunluğunu arttırıyor ve radyologların tetkiklere yeterli zaman ayıramamasına neden oluyor. Radyolojik tetkiklere başvurmadan önce yeterli klinik değerlendirme yapılmamış olması, klinik problemin ortaya konmasında ve hastanın hangi radyolojik tetkik yapılacağı konusunda yetersiz veriler radyoloğun yükünü arttırıyor. Tetiklerin yoğunluğu birim tetkik ücretlerinin düşük olmasına neden oluyor. Bu bedeller batılı örneklerin oldukça altında. 

Radyolojik işlemler için ticari şirketlerle yapılan anlaşmalar üzerine kurumlarda yapılan hizmet alımları da bir sağlık problemini çözüyor gibi görülse de hizmet kalitesini ve eğitimi olumsuz etkilemektedir. 

Meslektaşlarımızın uzmanlık döneminde daha çok rutin uzmanlık faaliyetleri ile ilgilenmek bilimsel faaliyetlere özellikle bilimsel literatüre katkıda olacak şekilde yeterince zaman ayırma fırsatları olmuyor. 

Meslektaşlarımız diğer yandan özlük haklarına olması gerektiği gibi sahip olmadıklarını düşünüyorlar. Bir diğer konu da uzmanlık sonrası faaliyetler. Radyoloji uzmanları, kongre gibi eğitim ve bilimsel faaliyetlere katılım için kaynak ve zaman bulmakta zorlanıyorlar  

Branşınızın geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Radyoloji branşı ana yapısı itibarıyla gelişmeye çok açık tıbbın temel branşlarından birisidir. Vücudun iç anatomik ve patolojik detayını görüntülemek tıbbi uygulamaların ana beklentilerindendir. Bir yandan yeni gelişmiş tekniklerle kullanım alanına girmiş Ultrason, Bilgisayarlı tomografi ve Manyetik Rezonans gibi üst düzey kesitsel görüntüleme yöntemleri uygulanırken bunun yanı sıra Röntgen’in 120 yıl önce bulmuş olduğu şekliyle kullanılmakta olan röntgen uygulamaları da halen yaygınca kullanılmaktadır. Bu gelişmelerin ışığında, gelecekte gelişen bilim ve teknolojik gelişmelerin paralelinde radyolojinin gelişerek daha da ileriye gideceği açıktır. 

Yurt dışındaki derneklerle ortak çalışmalar yapıyor musunuz? 
European Society of Radiology (ESR) ve International Society of Radiology (ISR) derneklerine üyeliklerimiz bulunmaktadır. ESR bünyesindeki komitelerde üyelerimiz aktif görev almaktadır. Karşılıklı düzenlenen kongrelere katılım sağlanmaktadır. Ayrıca ESR tarafından düzenlenen EDIR (European Diploma in Radiology) sınavı her sene Ulusal Radyoloji Kongresi’nde düzenlenmektedir. Bu sınava yurtiçinden ve yurtdışından katılım sağlanmaktadır.
ISR ile 2018 yılında İstanbul’da ortak bir kongre düzenleme projemiz bulunmaktadır. Bu yönde çalışmalarımız devam etmektedir.

Derneğiniz genç hekimleri nasıl destekliyor? 
Eğitim almak isteyen meslektaşlarımız için burs programımız bulunmaktadır. Eğitim amaçlı yurtdışı ya da yurt içi kurumlarına gidecek olan meslektaşlarımız bu eğitim süreci ile ilgili derneğimize başvurarak burs alabilmektedirler. 
Ayrıca uzmanlık öğrencileri için yılda bir kez iki hafta süren iki düzeyli kış okulu uygulamamız ile uzmanlık eğitiminin standardizasyonuna katkıda bulunmaktayız. 

Kongreleri düzenlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz? 
Kongrelerde özellikle uzmanlık sonrası eğitim ve yeni gelişmeleri dikkate alacak şekilde düzenliyoruz. Kış okulları olması nedeniyle uzmanlık eğitimi sürecinde olabilecek eğitim programları kongrelerimize daha az yansıtılmaktadır.

Sağlık haberleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir? 
Sağlık haberciliği ve özellikle halkın bilgilendirilmesini amaçlayan sağlık haberleri çok önemsediğimiz bir alan. Radyolojinin tıbbi rutin uygulamaların büyük bir çoğunluğunu oluşturması ve hastalarla doğrudan iletişim şansımızın olmaması gibi branşımızın bu iki özel durumu nedeniyle dernek olarak sağlık haberleri yoluyla hastalarımızla iletişim sağlayabilmek önceliğimizi oluşturuyor. 

Gazetecilerden branşınızla ilgili ne gibi konulara dikkat etmelerini bekliyorsunuz? 
Gazetecilerin özellikle kamuoyunun dikkatini çekmemiz gereken konuları belirleyip bunun üzerine yoğunlaşmalarını bekliyoruz. Haberin sansasyonel yanıyla ilgilenilmesi tabii ki kamuoyunun ilgi ve dikkatini çekiyor. Ancak halkın aydınlatıcı haberlerle bilgilendirilmesi de uygun tekniklerle mümkün olabilir. Bilgi aktarımını dikkat çekici başlıklarla ve vurgulayıcı örnekler üzerinden yapılabilir. Bu durumda bizim amaçlarımız ile gazetecilerin amaçları uyum içinde olacaktır. Özellikle aşırı ve gereksiz yapılan tetkikler vurgulanarak, bunların tetkik kalitesine olan olumsuz etkisinin ortaya konulması ve bu konuda halkın yeterince bilgilendirilmesi gerekiyor.

Sağlık iletişimi alanında çalışmalarınız var mı? Varsa detaylandırabilir misiniz? 
Bu alanda beş yıl önce yapılan bir Ortak Akıl Arama toplantısında Tanıtım ve halkla ilişkiler başlığında bir çalışma gurubu oluşturmuştuk. Ancak bunun dışında bildiğim kadarıyla derneğimizin bu konuya özel bir çalışması olmadı.

Sosyal sorumluluk projeleri hazırlıyor musunuz? 
Bu konuda branşımız dışı benim bildiğim bir çalışmamız olmadı. Ancak branşımızla ilgili bir konu var. Derneğimizin yapılan gereksiz ve aşırı tetkikler için ve bu nedenle ortaya çıkan toplumun radyasyon dozundaki artış yönünden toplumu bilgilendirici ve basın çalışmaları bugüne kadar olmuş ve olmaktadır. Ancak bu konuda halkın daha çok bilgilendirilmesi için çalışmalar yapmayı planlamaktayız. 

Sosyal medyada ne gibi etkileşimde bulunuluyor? Bu alanda ne gibi planlarınız var? 
Derneğimizin bir Facebook sayfası var gittikçe katılım ve ilgi artıyor. Şu anda bu sayfadan yoğunluklu olarak üyelerimizle etkileşimde bulunabiliyoruz. Daha çok mesleki etkinlikler, duyuru ve dernek faaliyetleri için bilgilendirme yapılıyor. Ancak sosyal medyada halkın radyolojiye olan ilgisi üzerinden tanıtım, eğitim ve bilgilendirme amaçlı bir başka sayfanın da açılmasını planlamaktayız.

İletişim bilgileriniz nelerdir? 
http://www.turkrad.org.tr/